
müzisyenlerin başına gelebilecek en kötü şeylerden biri sanırım fazla popüler olmak. gün geliyor birkaç "hit" şarkı seçiliyor, her yerde gereğinden fazla çalınıyor, oluşan bıkkınlık sonucu insanlar albümün geri kalanına el sürmek istemiyor. bununla beraber, murphy kurallarına uygun bir biçimde, asıl güzel şarkılar genelde o dinlenmeyen kısımda oluyor. buzdağı sorunsalı şeklinde niteleyebileceğim bu durumun en şahane örneklerinden biri olan incubus benim için uzun bir süre "drive", "pardon me", "nice to know you" gibi şarkılardan ibaret bir gruptu. ne zaman ve nasıl titanik oldum da çarptım ve su seviyesinin altını gördüm hatırlamıyorum, ama o gün bu gündür daha mutlu bir insanım.
2007 yılının mart ayında istanbul'a gelmişti incubus. ben o günün sabahını hiç bitmeyecek gibi gelen staj mülakatlarıyla geçirmiş, oradan koşarak okula dönüp birkaç derse girmiş, çıkışta o iki dirhem bir çekirdek halimle beşiktaş arena'nın yolunu tutmuşum. sahne önünde deftones konser tayfasını görünce -üstümdeki gömleğe ve elimde taşıdığım topuklu ayakkabılara rağmen- kendimi evimde gibi hissetmiştim. bağıra çağıra söylediğim şarkılardan mıdır, brandon boyd'un sahnedeki salınımından mı bilinmez ama o konser sırasında üstümdeki tüm sıkıntıların bir şekilde buharlaştığını hatırlıyorum. incubus'un üstümdeki etkisini de bu konser üzerinden anlatmak mümkün olabilir belki de - eski bir arkadaşı tekrar görmüş olmanın verdiği mutluluk, insanın ancak evine ulaştığında hissettiği hafiflik ve dertleri geride bırakmanın yarattığı huzur.
mevzu bahis albümü baştan sona ilk dinleyişim sanırım bu konserin birkaç ay öncesine tekabül ediyor. enteresandır, okulda finallere çalışmaya en erken sondan 2. gün başlayan bir insan olarak ben konserler söz konusu olduğunda 2 ay önceden kendimi o grubun müziğine adamakta hiçbir sakınca görmüyorum. başta saydığım o birkaç hit şarkının son derece güzel olduğu su götürmez bir gerçek. arada bir 'pardon me while i burst into flames' diye bağırmanın insan bünyesi üzerinde pozitif etkileri olduğu da öyle. fakat işte tam bu çalışmalarım sıralarda fark ettim ne kadar çok sayıda şahane şarkıyı es geçmiş olduğumu. "sick sad little world" kısa süre içerisinde favorim haline geldi. "southern girl" canlı olarak en çok dinlemek istediğim (yerel seviyede de) şarkılardan biri oldu. "paper shoes" ile muhtelif ağırlıklardan kurtulup uçar kaçar oldum, "11 am" ile hüznün dibini gördüm. sinüs eğrisi olarak ilerleyen bir şeyse eğer hayat, fark ettim ki, incubus her t anındaki ruh hali için bir 'çözüm' bulmuş. işte o an onları daha bir sevdim, saydım ve ipodumun baş köşesine yerleştirdim.
telkin ile baharı getirmeye çalıştığım şu günlerde yavaş yavaş incubus mevsiminin de geldiğini hissediyorum. herkese birkaç doz incubus dinleyerek ruhsal boyutta bahar temizliği yapmayı tavsiye ediyor, 90ları yad etmek adına "drive"ı açıp yüksek sesle eşlik edilmesini teşvik ediyorum. bir de, unutmadan, brandon boyd'a tshirt giymeyi yasaklıyor ve incubus'a verdikleri tüm terapi hizmetlerinden ücret talep etmedikleri için teşekkürlerimi sunuyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder