deep purple ile tanışmak için gerekli malzemelerimiz: boş zaman, şahane arkadaşlar, birkaç bardak kahve, abartılı miktarlarda çikolata ve internete bağlı bir bilgisayar. bu kombinasyonu oluşturabildiğimiz zamanlar gerçekten çok güzeldi. muhabbet güneş doğana kadar devam etse de geyikte zirve genelde saat 3 civarlarında gerçekleşiyordu. psikanaliz ve mtv geyiklerinden kalan vakitlerde (nasıl bir ikiliyse bu) güzel müzikler keşfettiğimiz de oluyordu. yine böyle aşırı dozda çikolata tüketilen bir akşamda çarut bize "perfect strangers"ı yollamış, hatta "alın bunu, tapının" gibi bir şeyler demişti. biz her ne kadar bu tavsiyeyi unutup geceye "united states of whatever" tarzı güzide eserlerle devam etmiş olsak da, şarkı bir sonraki bilgisayar temizliğinde karşıma çıkmış ve beni pek mesut etmişti. müzikle alakalı konularda beni en çok zorlayan şeylerden biri gerçek üstü güzellikte onlarca albümün ben doğmadan çok önce yapılmış olması. hem yenileri takip etmeye hem de eskileri özümsemeye çalışınca insan ister istemez "so much music, so little time" gibi sonuçlara varıyor. "perfect strangers"ı ilk duyduğumda da buna benzer düşüncelere kapılmıştım. birkaç hafta süren dinleme seanslarından sonra deep purple, odama teşrif edip "düzgün bir şeyler çalsana" diyen misafirlere hazırlanacak playlistlerin demirbaşı haline gelmişti.
muhtelif kutsal bilgi kaynaklarında gördüğüm ve yürekten inandığım şöyle bir teori var: içinde 'ian' isimli üye bulunduran gruplardan kötü müzik çıkmaz. elimde çok fazla örnek olmamasına rağmen, bir adam tüm dünyaya yeter diyerek teoriye şu eklemeyi de yapmak istiyorum: grup bir adet de "ritchie" içeriyorsa tadından yenmez. "perfect strangers", o tadı (maalesef) içermemesine rağmen, her zaman için benim en çok sevdiğim deep purple albümlerinden biri olmuştur. albümle aynı adı taşıyan şarkının da yerinin ayrı olduğunu belirtmem gerekiyor. zira dinlerken heroes'taki boyutlar arası kapılardan birine girmiş gibi oluyorum, şarkı bittiğinde -genelde yoldayken dinlediğim için- "aaa, buraya ne zaman geldik?" deme ihtiyacı hissediyorum.
çikolata, perfect strangers ve heroes of might and magic arasındaki süper bağlantıyı dile getirdikten sonra bu yazımı deep purple'a teşekkürlerimi sunarak noktalamak istiyorum. bir de, unutmadan, 'gülen bebek, hoplayan köpek' konulu abuk subuk videoları deep purple canlı konser kaydı olarak isimlendirip paylaşıma sunan, akabinde de zavallı 56k kullanıcılarını deli eden insanları buradan kınıyorum. son olarak da ışınlanma üzerine çalışan isviçreli bilim adamlarının deep purple'a bir kulak vermesini öneriyorum.
ps. yazıya bu kadar kolay ve başarılı bir şekilde dökülebilen başka bir şarkı bilmiyorum ben:
dat dat daaaaaa
dat dat dadaaaaaa
dat dat daaaaaa
dat daaaaa
(beavis-butthead ikilisine teşekkürler.)

3 yorum:
"united states of whatever" dinlediğimizi çok net hatırlıyorum.
ian curtis
ian anderson
baska da bulamadim
ian williams var, pek severim :)
zorlarsak daha da çıkar gibi geliyor...
Yorum Gönder