24 Eylül 2011 Cumartesi

moloko - statues [2002]

istanbul'a 2,400 km uzaklıktayım.

kulaklıklarımı takıyorum, statues başlıyor. 15. saniye itibariyle etrafımdaki karmaşadan soyutlandığımi hissediyorum. kafamda uçuşan, çarpışan düşüncelerin söz dinleyip sırayla yere konmalarını izliyorum. adımlarım, hatta neredeyse kalp atışlarım müziğe bağlı hale geliyor. garip bir şekilde, sanki dünya dönüyor ama ben duruyorum. o an yer gök birbirine girse bana bir şey olmaz gibi geliyor. çünkü bu müzik mantıklı. bu müzik güzel. bu müzik ev.

mtv bir zamanlar 'sing it back' videosunu çok sık yayınlardı. ritmin çekiciliği ve roisin murphy’nin “ben yaptım oldu” edasıyla taşıdığı ‘aynalı’ kıyafetin saçmalığı videoyu es geçmeyi imkansız hale getiriyordu. benim moloko ile tanışmam sanırsam bu video sayesinde gerçekleşti. sonrası çabuk geldi.

‘familiar feelings’in ve dolayısıyla albümün ilk sözlerinin “nothing can come close” olması hep çok hoşuma gitmiştir. ayrıca sakin başlayıp sonradan dolan şarkıları hep sevmişimdir zaten. mesela kashmir. mesela since we’ve been wrong. hani bir an gelir, şarkının vardığı nokta garip bir heyecan yaratır, oturduğun yerden kalkma isteği uyandırır. gerçi ayaklandırma hissi bu albümün genelinde mevcut – ‘forever more’ çaldığında tamamen sabit durmanın gerçekten fizyolojik olarak mümkün olmadığı kanısındayım.

hayatımda bu kadar nota nota, saniye saniye ezbere bildiğim başka bir albüm yok galiba. her an kafamda oynat tuşuna basıp şarkıları bir bir dinleyebiliyorum yerine göre. bazı şarkılar sadece audio değil, video da var hem. mesela ‘forever more’, ki kendisi kanımca dünyadaki en güzel şeylerden ve hatta ıssız adaya alacağım üç şarkıdan biri. videosunun da şarkı kadar şahane olduğunu söylemeliyim, her ne kadar parçanın kırpılmış olmasından ötürü tepkili olsam da...

velhasıl, ‘forever more’ canlı performans düzenimiz şöyle olacak:

3-4 metre uzunluğunda, 2 metre genişliğinde yürüyen bantlar bulunacak. fabrika stili, bir nevi montaj hattı. sağlı sollu. üzerinde yürüyen takım elbiseli, döpiyesli insanlar. yer yer dans da edecekler. ortaya kocaman bir siyah disko topu asılacak. hemen altında solist. onun iki yanına 5:38 civarı üçerden altı çift gelecek, çeşitli salon dansları icra etmek üzere. arkada ise ortada bir büyük ve yanlarda iki küçük olmak üzere üç ekran bulunacak. orta ekranda videodaki tünel var, kamera ilerliyor yavaş yavaş. yandaki ekranlarda yoğun şehir hayatı;, arabalar, insanlar falan, gece çekimi, fast forward’da. en önde de müzikal usulü orkestra, tercihen her şey (ama üflemeliler illaki) canlı çalınacak.

mevzu bahis albüm çıkalı neredeyse on sene olmuş. bu şarkıyı istisnasız her dinleyişimde gözlerimi kapattığımda bunu izliyorum ben. moloko benim için biraz da bu aslında, nöron partisi, hayalgücü pratiği, tutarlılık.

roisin murphy’nin de dahil olduğu festivallerde iki kez bulunup kendisini bir türlü canlı izleyememiş bir insan olarak değişik bir rekora koştuğum kanısındayım. yeri gelmişken, “radiohead mi yoksa roisin mi?” şeklinde, bir nevi “anneni mi daha çok seviyorsun babanı mı?” sorularıyla beni sinir harbine sokan festival düzenleyicilerini buradan kınıyorum. konuyu çok da dağıtmadan; moloko’ya beyin disk defragleri ve saatlik ev ziyaretleri için teşekkürlerimi sunuyorum, "roisin murphy olmasaydı lady gaga neye benzerdi" isimli yeni tez konusu üzerinde çalışmak isteyen akademisyenleri benimle iletişime geçmeye çağırıyorum.