
pink floyd:
1 müziksel alemlerde "voltran! voltran! voltran!" diye bağırınca ortaya çıkan oluşum.
2 bilinçaltı için müzik.
üniversite hayatım boyunca en ulvi amaçlarımdan biri mühendisliğe teğet geçen, ilginç seçmeli dersler bulmak oldu. her dönem kayıt vakti geldiğinde, üşenmedim, ders listelerini hatim ettim, consent için hocalara mailler döşendim ve atılan muhtelif taklalar neticesinde theory of musical sound, neuroscience ve psychoacoustics gibi dersler almayı başardım. fakat ne yazık ki tüm bu çalışmalar yukarıdaki son derece subjektif listedeki 2 numaralı gözlemin sebeplerini açıklamak için yeterli olmadı.
son birkaç yıl içerisinde fark ettiğim şöyle bir durum var: müzik dinlerken aklımdan geçen düşünceler genellikle şarkının çağrıştırdığı şeylerden ziyade içeriğiyle alakalı oluyor. melodi, ritim, enstrümanlar ve sözler beynimde ayrı işlemlere tabi tutuluyor. hatta sanırsam birçok şarkının saniyesi saniyesine hafızamda kayıtlı olması ve canlı versiyonlara çoğunlukla katlanamamam bu sadık ve ezberci tavrımdan kaynaklanıyor. fakat söz konusu pink floyd olduğunda nedense bunların hiçbiri gerçekleşmiyor. sanki yaptıkları albümler big bang'den beri varmış, böyle kabul edilmiş, aslında hepsi birer quarkmış, daha fazla parçalanmazmış, her birinin asıl muhatabı bilinçaltımmış gibi düşüncelere kapılıyorum. aslında onları dinlerken 'düşünme' aktivitesini çok da fazla gerçekleştiremiyorum. bu yazıyı yazmanın bana ne kadar zor geldiğini bu şekilde açıklayabilmeyi umuyorum.
the wall, tam anlamıyla 'her yerde' olan bir albüm olduğu için kendisi ile tanışmamızın nasıl gerçekleştiğini hatırlayamıyorum maalesef. tek bildiğim, baştan sona dinlediğim ilk pink floyd albümünün bu olduğu ve sonrasında diğer albümlerle beğenimin logaritmik arttığı. geçmişe dair buna benzer belirsizlikleri önlemek adına, dünyadaki tüm insanların beyinlerine 'another brick in the wall' (ve hatta belki 'losing my religion') counterları konsa, sonuçlar kan sayımlarında falan ortaya çıksa çok eğlenceli olurdu diye düşünmüşümdür hep. konuyu çok da dağıtmadan belirtmek isterim ki, mevzu bahis counterdaki ilk +1'in mimarı, yanlış hatırlamıyorsam, babamdı. ona ve orta okul sıralarında elinde the wall dvd'si ile gezen ve bana bu albümü dinlemem gerektiğini hatırlatan aykut'a buradan teşekkürlerimi sunuyorum.
birkaç ufak ayrıntı: bazı şarkılarda, bazı sözler vardır hani, duyduğunuz zaman içinizi mutluluk-huzur arası bir his kaplar. garip bir şekilde, uzun zamandır benim bu listemde bir numara "tell me, is something eluding you, sunshine?" cümlesine ait. cümlelerden söz açılmışken, sanitarium isimli şahane oyunun bir bölümünde son derece garip bir anne ve "mother is good, mother is the way" lafını tekrar eden zombi çocuklar vardı. 'mother' şarkısının videosu benim nezdimde hep o sanitarium bölümü olmuştur. bir de, rc orkestra konserlerinin birinde 'another brick in the wall' çalınmıştı, çocuk korosunun başında da sevgili mrs. halıcıoğlu'nun kızı vardı. kendisi de gösterinin bir parçası olsa, o performanstan da eminim güzel bir video çıkardı.
dvd'si elime geçtiğinden beri evime gelen misafirlere pulse'ı izletmeyi görev edinmiş bulunmaktayım. tüm konseri gösterecek zaman olmasa bile herkese en azından bir doz comfortably numb vererek dünyadaki iyilik kotamı doldurabilirmişim gibi geliyor. mutluluk kotamı doldurmak için yapmak istediklerim arasında hayattaki tüm pink floyd üyelerinin önünde eğilerek kutsanmak ve reenkarnasyonla david gilmour'un gitar teli olmak var.
'amaçsızca içini dökme' kotamı doldurma yönünde ufak bir adım olan bu yazıyı bitirirken, artık aramızda olmayan tüm pink floyd üyelerine saygılarımı sunuyorum. müzik tanrıları kalanları başımızdan ve bu şahane müziği bilinçaltımızdan eksik etmesin. amin.
